Eser Ve Satım Sözleşmelerinde Zamanaşımı

Eser Ve Satım Sözleşmelerinde Zamanaşımı

ESER VE SATIM SÖZLEŞMELERRİNDE ZAMANAŞIMI NEDİR?

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 355. maddesinde eser sözleşmesi, istisna akdi olarak adlandırılmış olup, “istisna bir akittir ki onunla bir taraf (mütahhit) diğer tarafın (iş sahibi) vermeyi taahhüt ettiği bir semen mukabilinde bir şey imalini iltizam eder” şeklinde ifade edilmiş; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 470. maddesinde de, “Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Satım akdi ise, 818 sayılı BK’nun 182/1.maddesinde “satım bir akittir ki onunla satıcı, satılan malı alıcının iltizam ettiği semen mukabilinde alıcıya teslim ve mülkiyetini ona nakleylemek borcunu tahammül eder” şeklinde ifade edilmiş;  6098 sayılı TBK’nun 207/1. maddesinde de “…satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Eser sözleşmesinin unsurları 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre bir şey imali; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre bir eser meydana getirme, eser ve iş bedelidir. Satım akdinin unsurları da satılan mal, satış bedeli ve tarafların anlaşmasıdır.

Eser sözleşmesinde yüklenici faaliyette bulunmak suretiyle bir sonucu gerçekleştirmektedir. Meydana getirme (imal) unsuru eser sözleşmesi ile satış sözleşmesi arasındaki en önemli farktır. Satış sözleşmesinde satıcı sözleşmenin yapıldığı sırada hazır olan bir şeyi, eser sözleşmesinde ise yüklenici iş sahibinin siparişi üzerine kendisinin meydana getirdiği şeyi bir bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir.

Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 24.04.1978 gün ve E:3, K:4 sayılı ilâmının gerekçesinde, sözleşmede emek unsurunun değil de nesne teslimi üstün ise eser sözleşmesi değil, satış sözleşmesinin söz konusu olacağı belirtilmek suretiyle, ayırt edici unsurun imal (meydana getirme) olgusu olduğu vurgulanmıştır.

Öğretide de satımı, eser sözleşmesinden ayırmada farklı ölçütler kullanılmakla birlikte ağırlıklı bir görüşe göre, malzeme unsuru ön planda ise satım sözleşmesi, emek unsuru ön planda ise eser sözleşmesi bulunduğu kabul edilmektedir (Mustafa Alper Gümüş:Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 2.Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, Sahife:8-9; Aydın Zevkliler/K.Emre Gökyayla:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, 13.Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2013, Sahife:475 vd.; Murat Aydoğdu/Nalan Kahveci:Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, 1.Baskı, İleri, İzmir 2013, Sahife:659; Kenan Tunçomağ:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt II, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1974, Sahife:505 vd.; Haluk Tandoğan:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt:II, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, Sahife:42 vd.).

1086 sayılı HUMK’nın 76, 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesine göre Hakim Türk Kanunları ve Hukukunu re’sen uygulayacağından maddi vakıaları ileri sürüp ispatlamak taraflara, hukuki vasıflandırma hakime aittir. Bu durumda davalı belirli bir bedel karşılığında emek ve becerisini kullanarak davacının verdiği tohumları ekip, sulamak, budamak, ilaçlamak gibi faaliyetlerde bulunarak fide haline getirip teslim etmeyi üstlendiğinden, taraflar arasındaki ilişki satım değil eser sözleşmesi olduğunun kabulü gerekir.

Bu durum karşısında, eser sözleşmesinde ayıplı ifadan doğan hakların tabi olduğu zamanaşımı süresinin ne olduğuna da değinmek gerekir.

BK’nun 363.maddesinin 1.fıkrasında; yapılan şeyin kusurlu olmasından dolayı iş sahibinin haiz olduğu hakların, alıcının haklarının tabi olduğu zamanaşımına bağlı olduğu açıklanmış; aynı maddenin 2. fıkrasında ise, gayrimenkul inşaatına ait kusurlardan dolayı iş sahibinin yükleniciye ve inşaata iştirak eden mimar ve mühendise karşı açacağı davanın, teslim tarihinden itibaren beş (5) yıllık zamanaşımına tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu madde, eser sözleşmelerinde, yapılan şeyin kusurlu, diğer bir ifade ile ayıplı olması halinde dolayı iş sahibinin yükleniciye karşı açacağı davaların zamanaşımı süresini göstermektedir. Maddenin 2.fıkrası taşınmaz inşaatı ile ilgili olduğundan, 1.fıkranın taşınır mallarla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Birinci fıkranın gönderme yaptığı BK’nun 207/1.maddesinde taşınır malların satımında ayıba karşı tekeffülden dolayı açılacak her türlü davanın, teslim tarihinden itibaren bir (1) yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin son fıkrasında, satıcı alıcıyı iğfal etmiş ise bir (1) yıllık zamanaşımından yararlanamayacağı açıklanmıştır. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)’nun 25/4. maddesinde de, BK’nun 207.maddesindeki zamanaşımı süresinin tacirler arasındaki ticari satışlarda altı (6) ay olduğu hükmüne yer verilmiştir.

BK’nun 126.maddesine 4.fıkra eklenmeden önce, eser sözleşmelerinde, yapılan şeyin kusurlu olmasından dolayı iş sahibinin yükleniciye karşı açacağı davaların zamanaşımı hakkında BK’nun yukarıda açıklanan 363.maddesi ve dolayısıyla BK’nun 207.maddesi ile eTTK.nun 25/4. maddesi hükümleri; eser sözleşmelerinden dolayı açılacak diğer davaların zamanaşımı süresi hakkında da, BK’nun 125.maddesi hükmü uygulanmakta idi.

1.1.1957 tarihinde yürürlüğe giren 29.6.1956 günlü ve 6763 sayılı “Türk Ticaret Kanununun Mer’iyet ve Tatbik Şekli Hakkında Kanun’un 41.maddesi ile BK’nun 126.maddesine eklenen 4.fıkrada ise; “…müteahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar hariç olmak üzere, istisna aktinden doğan bütün davalar” beş (5) yıllık zamanaşımı süresine bağlanmıştır. Bu fıkrada (istisna akdinden doğan bütün davalar) denildiği için, artık eBK’nun 363.maddesinin uygulanma olanağı kalmamıştır. Müteahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış yahut ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar bu fıkra hükmünden hariç tutulmakla, bu gibi, davaların BK’nun 125.maddesindeki on (10) yıllık zamanaşımına tabi tutulması istenmiştir.

Böylece eser sözleşmelerinden dolayı açılacak davalar, yüklenicinin kasıt veya ağır kusuru bulunması halinde on (10) yıl, diğer hallerde beş (5) yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. BK’nun 126/4. maddesi, ayıplı işlerden dolayı açılacak davaları da kapsamına aldığından, 1.1.1957 tarihinden itibaren BK’nun 363 ve dolayısıyla BK’nun 207 ve eTTK’nun 25/4.maddelerinin uygulanması mümkün değildir.

Kanun metninin, yorumu gerektirmeyecek bir şekilde açık olması halinde, yasama çalışmalarında geçen sözlere bakılarak, kanun metnine aykırı düşecek bir yoruma başvurulamaz. BK’nun 126.maddesine 4.fıkra eklenmesi TBMM. Adliye Encümeni’nde kabul edilmiştir. Adliye Encümeni raporunda; şirket, vekalet, komisyon, acentalık, tellallık ve eser sözleşmelerinden doğan davaların on yıllık uzun bir zamanaşımına tabi olmasının doğru olmadığı belirtilerek, bu gibi davaların beş yıllık zamanaşımına tabi tutulmasının doğru olacağı benimsenmiştir. TBMM. Genel Kurulu’nda da, bu madde, üzerinde müzakere açılmadan kabul edilmiştir.

Adliye Encümeni raporundaki sözlere bakılarak, eser sözleşmelerindeki on yıllık zamanaşımı süresinin beş yıla indirildiği, BK’nun 363.maddesindeki bir ve beş yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulanmasına devam edilmesi gerektiği yolundaki bir görüş, BK’nun 126/4. maddesindeki “istisna aktinden doğan bütün davalar” şeklindeki açık kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, bu fıkradan hariç tutulan kasıt veya ağır kusurla ayıplı eser meydana getirilmesi halinde on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasını öngören hüküm ile de bağdaşmaz.

Nitekim, aynı ilke Hukuk Genel Kurulu’nun 03.04.1963 gün ve E:T-47, K:11; 06.01.1968 gün ve E:1966/T-1728, K:6; 31.10.1984 gün ve E:1982/15-1053, K:1984/891; 22.03.1995 gün ve E:1995/15-31, K:1995/196 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir (Öğretideki tartışmalar ve aksi yöndeki görüşler için bakınız. Mustafa Alper Gümüş:Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 1.Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, Sahife:139 vd.;Haluk Tandoğan:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt:II, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, Sahife:222 vd.;Kenan Tunçomağ:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt II, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1974, Sahife:536 vd.;Cevdet Yavuz:Türk Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 4.Bası, Beta, İstanbul 1996, Sahife:481 vd.).

 

Yazar hakkında

Avukat Fırat ARAS administrator

1982 yılında Adana'da doğmuştur. 2005 yılından beri hukuk sektöründe çeşitli mahkemelerde görev yapmış, 2015 yılından itibaren İstanbul Barosunda serbest avukatlık yapmaya başlamıştır. Hukuk eiğtiminin yanı sıra İşletme ve iktisat dallarında lisans eğitimi almıştır.

Bir cevap yazın