Ses Veya Görüntü Kaydı Yapmak Suç Mudur? Hangi Hallerde Suç Değildir?

Ses Veya Görüntü Kaydı Yapmak Suç Mudur? Hangi Hallerde Suç Değildir?

SES VE GÖRÜNTÜ KAYDININ HUKUK DÜNYASINDAKİ YERİ NEDİR?

İnsanlar bir durumu tespit etmek, kaydettiği sesi ileride tekrar dinlemek veya bir gün ses kaydını delil olarak kullanmak ihtiyacı ile kayıt yaparlar. Tek başına ses veya görüntü kaydı yapmak suç teşkil etmeyebilir. Ancak yaptığınız ses ve görüntü kaydını bir başkası ile paylaştığınız anda suç teşkil edebilir. Peki suç teşkil etmemesi için ne yapmamız gerekir. Aleni olarak yapılan ve karşı tarafın zımni veya açık muvafakatının olduğu hallerde ses veya görüntü kaydı yapmak suç teşkil etmez. Yaygın olarak güvenlik kameralarını örnek olarak gösterbiliriz. Güvenlik kameraları ortak alanlarda herkesin görebileceği yerlerde mevcut ise burada kişinin ses veya görüntü kaydına zımni olarak muvafakatının olduğu kabul edilebilir. Bu durumda ses ve görüntü kaydı suç teşkil etmez ve hukuka uygun delil kabul edilir. Ancak ses veya görüntü kaydı alan cihazı gizleyerek kayıt yapmak suç olduğu gibi hukuka uygun delil olarak da kabul edilmez.

Ceza Muhakemesi Yargılamasında esas alınan amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bunun alt yapısında öncelikli olarak hak ve adalet ilkelerine riayet etmek bulunduğundan, gerçeğin en somut manada yansıtılabilmesi için ‘’ delil serbestisi ’’anlayışı kabul edilmiştir. Bu anlayışın işlevsellik kazanmasında ‘vicdani delil sisteminin ‘ uygulanması büyük önem arz etmektedir. Ancak burada tanınan takdir yetkisi bazı sınırlamalara tabi tutularak edinilen amacın hudutlarının aşılmaması hedeflenmiştir.  Bunlar;

  • İlk olarak bireylerin temel hak ve özgürlüklerine gösterilmesi gereken saygının zedelenmemesi; aksi mümkün değilse olabildiğince asgari düzeyde ihlal edilmesi gerektiği ve bunların ancak kanuni dayanaklar ile yapılması gerektiği Anayasa’nın 13. maddesinde bizatihi olarak belirtilmiştir. [ANAYSA MADDE 13: (Değişik: 3.10.2001-4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.]
  • Diğer bir sınırlama ise hukuk güvenliği ilkesinin darbe almaması için, yani bireylerin adaletin tesisinden endişe etmemelerine yönelik olarak getirilmiştir.

Yargıtay ise kararlarından bu sınırlamalara bağlı kalınması şartı ile ne olursa olsun muhakkak ki maddi gerçeğe ulaşılması gerektiğini savunmaktadır. [ YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ 1994/7351E. – 1994/7693K.‘’.Yapılan araştırma ve soruşturma, mutlak ve sınırsız değildir. Bu etkinlikler sırasında kişisel ve/veya toplumsal değerlerin korunması zorunludur”]  Fakat tekrar altını çizmek gerekir ki kısıtlamalarla temel hak ve özgürlükler ve aynı zamanda hukukun güvenliği ve güvenilirliği koruma altına alınmıştır.

Hukuki bir anlaşmazlıkta taraflar kendi haklılığını ispat etmek için çeşitli araçlar ve dayanaklar kullanmak durumundadırlar. İddiayı ispat, hakimi bir vakıanın varlığına ya da yokluğuna ikna etmek anlamına gelmektedir. İspatın en önemli unsuru ise “delil”dir. Delil ise hukuki anlaşmazlığın sebebi olan vakıanın gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda hakimde bir kanı oluşturmaya yarayan ispat aracıdır. Dikkat edilmesi gereken nokta, hakimde bir kanı oluşturmak için sunulan delillerin hukuka uygun olması gerektiğidir. Bu anlamda hukuk düzeni birtakım sınırlamalar getirmiştir. Ancak bu aşamada tasniflerin ve tahditlerin ne ölçüde ve hangi açıdan olduğu önem arz etmektedir. Başlıkta ele alınan konuya gelinecek olursa izahatı şu şekildedir:

Ses kaydı birden çok seçenek ile elde edilebilir. Bunlar; telefon konuşmasının kayıt altına alınması ile olabilir, bulunulan ortamda ses kaydetmeye yardımcı bir araç vasıtasıyla gerçekleştirilebilir veyahut bir araç yerleştirilerek uzaktan da kayıt altına alma yapılabilir. Bu ihtimaller mevcut zaman diliminde de genişletilebileceği gibi ilerleyen teknoloji ile de değişkenlik gösterecektir.

Teknolojinin de gelişmesiyle kişiler artık telefon görüşmelerini kaydedip sonrasında bunları kendi lehlerine delil olarak kullanmak istemektedirler; fakat hemen belirtelim ki ses kaydının alınması, özel verilerin habersiz elde edilmesi kavramı olarak hukuki karşılık bulmakta Anayasa’ da özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında güvence altına alınmaktadır. Özel hayatın gizliliği hakkı, bireyin kendisi ile ilgili olan her şeyin gizli kalması, ifade edilmemesi, kayıt altına alınmaması, gösterilmemesi ve ihlal edilmemesi talebini de içerir. [ANAYSA MADDE 20. – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.]  Bu anlamda temel haklar açısından bakıldığında bir kimseden habersiz alınan ses kayıtları hukuka aykırı delil olarak kabul edilip kullanılamayacak ve böyle bir eylem aynı zamanda suç oluşturacaktır.

Yargıtay kararlarında, delilin usulsüz elde edilmesini ayrı, usulsüz yaratılmasını ayrı bir kavram olarak değerlendirmek gerektiğini kabul etmektedir. Yargıtay’a göre usulsüz elde edilen delil olayın özelliğine göre değerlendirilebilme olanağı bulsa dahi; usulsüz yaratılan delilin hiçbir şekilde kabulünün mümkün olmadığını açıkça kararlarında belirtilmiştir. [YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2013/ 4- 1183 E.] Dolayısıyla bu durum göz önüne alındığına bir delil hukuka aykırı elde edilmiş olsa dahi yargılamaya esas alınması mümkün kılınmıştır.

Hukuka aykırılık kavramından anlaşılması gereken yalnızca mevcut coğrafi ve hukuki alan ile kısıtlı olan yasaya aykırılık değildir. Burada hukuka aykırılıktan kasıt mevcut hukuk düzeninin yanında kapsamı daha geniş tutulmuş olan; global dünyada kabul görmüş hukuk kuralları ve uluslar üstü hukuk kurallarına ayrılıktır. Hukuki düzenleme yapılırken bizzat yasada değerlendirilmiş ve bahsi geçen bir durumun hukuka uygunluğunun ve/ veya aykırılığının tartışılması zaten mevzu bahis olamaz. Örneğin;  Ceza Muhakemesi Kanunu’ nda m.119 da belirtilmiş şartlarla alınmış arama kararı olmadan bir ev veya işyerinde yapılan arama açık bir şekilde hukuka aykırı olarak ele alınmıştır. [CMK MADDE 119. – (1) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının; C. Savcısına ulaşılamazsa, kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak konut, iş yeri ve kamuya açık olmayan yerlerde hakim kararı gecikmesinde sakınca olan durumlarda, C. Savcısının yazılı emri ile arama yapılabilir.] Dolayısıyla bu aramada ele geçirilen deliller de suçun subutuna etki etme derecesi gözetilmeksizin yargılamaya esas alınmayacak hukuka aykırı bir delil vasfı taşımaktadır. Genel kural bu olmakla birlikte istisnalar da mevcuttur. İstisnalar boşanma davalarında ve ceza davalarında gündeme gelmektedir.

İstisnalara gelecek olunursa;

Ceza davalarında hukuka uygun delil kavramı üzerinde durulması gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. CMK m. 217 deki düzenlemeye bakıldığında hakime vicdani kanaatiyle takdir yetkisi verilmiş. Fakat bu takdir yetkisi aynı maddenin 2. fıkrasında görüldüğü üzere ancak hukuka uygun olarak elde edilmiş deliller üzerinde kullanılabilir olduğu da belirtilmiştir. Aksi takdirde yasak delil kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada sanığın aleyhine veya lehine olacak şekilde kanuni bir istisna getirilmediği için her iki durumda da bu kuralın uygulanması gerekir.[CMK MADDE 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.]

Yeniden kanıt elde etmesi mümkün değilse ve yetkili makamlara başvurma imkanı da yok ise ani gelişen bir durumda yapılan kaydın hukuka uygun olduğunun kabulü gerekmektedir. Çünkü burada kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi durumu gündeme gelecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararlarında da görüldüğü üzere; “Katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği kayıtların, 5271 sayılı CMK` nın  135. maddesi kapsamında değerlendirmesi, bu bağlamda hakim kararı olmadığından bahisle hukuka aykırı kabul edilmesi olanaklı olmayıp, rüşvet istenmek suretiyle sanıklar tarafından kendisine karşı işlendiğini iddia ettiği suçla ilgili olarak, bir daha elde edilme olanağı bulanmayan kanıtların yetkili makamlara sunulmak amacıyla toplandığının, dolayısıyla hukuka uygun olduğunun kabulü gerekmektedir …”[YARGITAY CEZA GENEL KURULU ESAS: 2010/5 MD-187 Karar: 2011/131  Karar tarihi: 21.06.2011]

Diğer bir istisnamız boşanma davalarına gelecek olursak;

Boşanma ve ceza davaları, delillerin değerlendirilmesi noktasında sistematikten ayrılan davalardır. Zira pratikte bir kimse boşanma davası açarken evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasını destekleyen ses kayıtları olsa bile bunları mahkemeye sunamazsa yahut sunsa bile bunlar delil olarak değerlendirilemezse bu kişinin hak kaybına uğrayacağı açıktır. Her nasıl ki;  lüzum görüldüğünde mahkeme tarafından kişilerin sosyal ağlarda veya telefon ağı üzerinden kurduğu iletişimler için teknik araştırma yöntemi ile delil elde edilebiliyorsa;  burada da ses kaydı alındığında ses kaydının dinlenilmesi ile kişinin konuşmalarının ortaya çıkarılması aynı ölçüde özel hayatın gizliliğini ihlale sebebiyet vermektedir.

Boşanma davalarında;söz konusu olan alan kişilerin özel alanı değil, ailenin yaşam alanı denen kısmını oluşmaktadır. ‘’Hiç kimse evindeki delili hukuka aykırı şekilde elde etmiş olamaz ‘’ fikrini kabul etmekte olan Yargıtay, kararlarında özel hayatın gizli alanlarının, özel hayatın gizli alanını ilgilendiren deliller ile ispat edilebileceği kanısındadır. [YARGITAY GENEL KURULU  2002/2- 617 E. 2002/648K. Karar tarihi:  25.09.2002]

“… Evlilikte, evlilik birliğine ilişkin yasal yükümlülükler alanı, eşlerin her birinin özel yaşam alanı olmayıp, aile yaşamı alanıdır. Bu alanla ilgili de eşlerin tek tek özel yaşamlarının değil bütün olarak aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan evliliğin yasal yükümlülükler alanı, diğer eş için dokunulmaz değildir. Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekanı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek, eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tespit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz. Bu nedenle davanın kabulü gerekir…”[YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ 2007/17220 E. 2008/13614 K. Kara tarihi: 20.10.2008]

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Hukuk Genel Kurullarının da almış olduğu kararlar nazara alındığında, başka şekilde delil elde imkanı bulunmuyorsa ve bunun yanında bir bireyin hak kaybına uğrama imkanı söz konusu ise delil hukuka aykırı olsa dahi yargılamanın esasına etki edecek şekilde kullanılabilmesi gerekmektedir. Aksi hal düşünülürse adaletin yerini bulması gecikecek ve bu durum adalete olan güvenin sarsılmasına sebebiyet verecek ehemmiyette bir olumsuzluk oluşturacaktır. Bu gibi durumların önüne geçilmesi veyahut etkilerinin azaltılması için istisnai haller içerisinde hukuka aykırı elde edilmiş deliller yargılamanın esasına etki edecek vasıfta kabul edilmelidir. Ancak bu kanının mahkemeler nezdinde de rutin şeklinde uygulanabilir hale gelmesi, talep ve ispat yönünden kabul edilebilir sayılabilmesi için kanuni alt yapının düzenlenmesi ve uygulamaya hazır hale getirilmesi gerekmektedir.

Yazar hakkında

Avukat Fırat ARAS administrator

1982 yılında Adana'da doğmuştur. 2005 yılından beri hukuk sektöründe çeşitli mahkemelerde görev yapmış, 2015 yılından itibaren İstanbul Barosunda serbest avukatlık yapmaya başlamıştır. Hukuk eiğtiminin yanı sıra İşletme ve iktisat dallarında lisans eğitimi almıştır.

Bir cevap yazın